Ana içeriğe atla

28 Şubat



28 Şubat
Birilerinin hayatının değiştiği tarih.
‘Karşı Devrim’e karşı Devrim (!).
İrticayla Mücadele Eylem Planı (!).
Postmodernlik kisvesiyle yumuşatılan darbe. DARBE.
‘Darbe’ demeye korkanların ‘Askeri Müdahale’ diyerek üzerini örtmeye çalıştığı rezalet.
“Askeri müdahale” olduğu doğrudur; asker müdahale ediyor.
Milli Eğitime müdahale ediyor. Yargıya müdahale ediyor. İnsanların yaşam tarzlarına, inançlarına müdahale ediyor. Hukukçulara müdahale ediyor; hukukçular askerden emir alıyor. Yasadışı müdahaleleriyle yasaya da müdahale ediyor.
Basına da müdahale ediliyor, manşetleri genelkurmay belirliyor.
28 Şubat 1997
Mili Güvenlik Kurulu ‘olağanüstü’ toplanıyor ve süreç başlıyor.
Türkiye’de laikliğin, demokrasinin ve hukukun teminatı için(!)...
KARAR
Gerici(!) tarikatler, dergahlar kapatılacak.
İhtiyaç fazlası(!) İmamhatip okulları, Kur’an kursları kapatılacak; olacaksa hepsi devlet eliyle olacak, tarikatlara bağlı okullar MEB'e devrolunacak.
Kıyafet kanununa riayet edilecek, yasaya ters düşen(!) sarık, cübbe, sakal yasak.
Dinci kadrolaşmaya karşı önlemler alınacak.
İrticai faaliyetler(!)e karışanların işlerine son verilecek, istihdamları engellenecek.
Orduyu din düşmanı gibi gösteren ve laiklikle uyuşmayan(!) yayınlar yapan yayın araçları, televizyon ve radyo kanalları dikkatle denetlenecek.
SONUÇ
Kendi çıkarlarına ters düştüğü yerde kendi demokrasilerinin kural ve ilkelerine karşı çıkıyorlar.
Oylarının kendi demokrasileri için köprü olmasını istedikleri insanları işlerine gelmediğinde yok sayıyorlar.
Onların istediği gibi düşünmeyenlere ve onların istediği gibi yaşamayanlara, ellerine aldıkları medyayla, ellerine geçen güçle zulmediyorlar.
Şapka takmayanların idam edilmesinden yıllar sonra başörtüsü takanlar coplanıyor, yerde sürükleniyor, tutuklanıyor. İnsanların inançları, değer yargıları laikçilik oynayan elitlerin eline oyuncak ediliyor. İkna odaları kuruluyor, başörtülü kızlar alınıyor; kimisi türlü türlü oyunlarla, baskılarla başını açması için ikna ediliyor, kimisi ikna olmuyor, okuldan uzaklaştırılıyor. Kimisi okul okumak için yurtdışına gitmek zorunda kalıyor. Kimisi gidemiyor. Kimisi eşini, annesini saklıyor. Oruçlar gizli tutuluyor, ibadetler gizli yapılıyor, korka korka... Namaz kılanlar fişleniyor. Fişlenenler işsiz bırakılıyor.
Birileri işten çıkarılıyor. Birileri tutuklanıyor.
Sebepler kolay: Laiklik elden gidiyor. Ülke elden gidiyor. Rejim karşıtı. Sistem aleyhtarı. İrticacı. Gerici.
...
Kendi oligarşilerini demokrasinin arkasına saklayanlar, laiklik türküsü çığırarak kendi demokrasilerine darbe indiriyor. Onların tankları, onların postalları onların demokrasilerini eziyor. Onlardan birileri çıkıyor, “demokrasiye balans ayarı yaptık” diyor. Evet, komik, ama kimse gülmüyor. “Gerekirse silah bile kullanırız.” diyor birileri; tarih yazıyor, arşivler kaydediyor. Tarafımıza kan kusanların dilinde o gün de yine aynı terane “Siyasal İslam”. Sandıktan %47 ile bile çıkılsa onların sınırlarının dışına çıkılamayacağı görülüyor.
Çünkü onlar siyaset istemiyorlar, iktidarı istiyorlar.
Çünkü onlar demokrasiye inanmıyorlar, yalnızca demokrasiyi kullanıyorlar.
...
28 Şubat’ın soğuğunda birilerini yakıp ısınanlar vardı. Birilerinin inancını, hayatını, hayallerini, ideallerini yakıp ısıtıyorlardı kışın zemherisi bir Şubat’ın soğuğunu. Düşündükçe üşümüyor musunuz?
“28 şubat bin yıl sürecek!” Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu
“Gerekirse silah bile kullanırız.” /Hürriyet
“Orası üniversite, oranın kuralları var! İlle başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan’da filan öyle yerler vardır, oraya gidin, orada okuyun! Türkiye laiklikten vazgeçemez. Herkes aklını başına toplasın. ... Türban özgürlük falan değildir. Bu gericiliktir.” Dönemin Cumhurbaşkanı, Süleyman Demirel
Andolsun!
1000 yıl sürmeyecek ama 1000 yıl unutulmayacak.
Andolsun!
1000 yıl sürecek diyenler sürünecek.
Andolsun!
O günlerde de dediğimiz gibi; “Baskılar bizi yıldıramaz!”
Baskılar bizi yıldırmayacak!
“Bu olay (28 Şubat) bizim yolumuzda bir virgül hükmündedir. Kimin canı sıkılıyorsa, kim bağırıp çağırmak, rahatlamak istiyorsa ormana gitsin bağırsın.” Necmeddin Erbakan
“...büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama ... unutmayın. Çünkü unutulan ... tekrarlanır. ” Aliya İzzetbegoviç

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Öğütler XXIX

  Sevgili oğlum, Henüz küçücükken sen, her şeyini ben yapayım isterdim. Seni kimseye bırakmayayım, her halini ben göreyim, ben hep yanında olayım... Ben koruyayım, ben kollayayım... Ben yeteyim, ben yetişeyim, ben yetiştireyim… Sana dair hiçbir anı kaçırmayayım. Düşününce, ‘oyuncağını uyurken bile yanından ayırmak istemeyen çocuk gibi’ belki. Sonra büyüdüm. Seninle büyüdüm ben de… Ve şimdi kız kardeşin büyüyor. Sen yürümeyi öğrenirken ben bırakmayı, sen konuşmayı öğrenirken ben susmayı, sen kendini bulurken ben yavaşça seni serbest bırakmayı öğrendim. Ve şimdi; ‘ben olmasam da yanınızda güzel insanlar olsun’ yanınızda istiyorum. Ben yanınızda olmasam da güvende olun. Ben kimim ki? Bazen ben yanınızda olsam bile koruyamam ki... Sevgili oğlum, çiçek kızım, Ben toprak olsam, siz güzel çiçeklerim; zamanla havaya, ışığa, gökyüzüne yöneleceksiniz. Topraktan bağımsız büyüyeceksiniz, yalnızca kökünüz kalacak bende. Ben bir koza olsam, siz mucize bir tırtıl; benden çıkıp kanatlanıp u...

Öğütler XXX

Rabbim yarattı ve ellerime verdi. Benim elimde büyüsün diye, Rabbim bana emanet etti. Elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım. Ve o gün bugündür elimden geleni yapıyorum. Elimden gelmeyen şeyler içinse yine ellerimi kullanıyorum; Rabbime açıyorum...  Ektiğim tohumlar filizlenmeden mevsim değişmesin istiyorum. Toprağa diktiklerim zamanından önce savrulmasın istiyorum rüzgârla. Şöyle bir büyüyüp serpilmeden kışa yakalanmasınlar istiyorum.  Biraz daha güneş görsün, biraz daha büyüsün, kendi gövdesini taşıyacak kadar güçlensin. Ama biliyorum; mevsimleri ben belirlemiyorum. Ben sadece elimden geleni yapıyorum, gerisini Rabbime bırakıyorum. Bazen bahçeye bir sera yapmak, etrafını şöyle güzelce sarıp sarmalamak da bahçıvanlığa dâhil…  Hep aynı; bir tarafta biraz kaygı biraz endişe biraz koruma isteği; diğer tarafta tevekkül, sabır, teslimiyet... Bir elim bırakıyor, bir elim hâlâ tutuyor. Bir taraftan yavaşça geri çekilmeyi deniyorum "Tamam" diyorum, "Vakti geldi, artık uçabilir...

Öğütler XXXI

Sevgili kızım, Düşün ki, sana yollar açmakla meşgulum. Sen usul usul gelirken, ön tekerleğin geçeceği yolları düzlemekle meşgulum. Senin adımlarının değeceği yollardaki engelleri kaldırmak için uğraşıyorum. Yağan karın altında hiç durmadan çalışan bir kar küreme aracı gibi belki... Senin ayakların üşümesin, sendelemesin diye. Etrafı temizleyeduruyorum bir yandan, Üzerine sıçramasın kötülükler diye...  Hayatın çamuru sana değmesin, karanlık seni ürkütmesin istiyorum. Yol açık olunca sen hızlıca yürürsün, koşa koşa ilerlersin diye düşünüyorum. Senin hızlıca yürüyüp, koşa koşa ilerleyebileceğin günleri düşlüyorum.  Siz bu yolu temiz ve sağlam adımlarla yürüdükçe, ben varmış hissedeceğim. Siz menzile yaklaştıkça, ben durduğum yerde sona ulaşacağım. Belki bir gün, siz de yollar açarsanız başkaları için; işte ben o zaman gerçekten vardığımı hissedeceğim.