Ana içeriğe atla

Hasan el-Benna'ya...



Mısır’da başlayan ama Mısır’da bitmeyen, hiç bitmeyen hikâyenin benzerini bir daha kimse yazamadı, sen gittiğinden beri daha da kirlendi bu dünya üstad! Gençliğimiz, hayallerimiz, telaşelerimiz kirlendi. Mücadelemiz kirlendi. Anlamsız acılarımız ve gereksiz oyalanmalarımız alıkoydu bizi. Uykular sardı dört bir yanımızı. Değil geceleri, gündüzleri de uyur olduk biz... “Üstadım kızım öldü, davam değil.” diyen ihvana selam olsun. Söylesene, bizim davamız mı ölmüş üstad? Sen nasıl diri tuttun davanı? Sen mi tercih ettin konuşmayı değil de koşturmayı? Sen mi seçtin sloganları, platformları, bildirileri, eylemleri değil de hakiki mücadeleleri? Yürekten ettiğin duaların, içten secdelerin, samimiyeti teslimiyetin mi bilmediklerine galip geldi? Öylesine ağır yükler yüklenirken omuzlarına, yorulmadın mı sen hiç? O erken yaşında nereden aldın o azmi? Durup bir dinlenmedin mi hiç? Kaç kişi ile çıkmıştın yola? Kaç yaşındaydın? Kaç saatti senin günlerin? Bir haftanda kaç gün vardı senin?

Ahdine, sözüne ve vaadine vefanla; şartlar ne olursa olsun çabanla; özgürlük, bağımsızlık ve hakimiyetten daha azına razı olmayışınla; işin vaktinden çoktu. İddian neyse idealin oydu ve sevdan neyse duan onaydı. Söylemlerinin önüne geçen eylemlerin; kıyamsız geçmeyen geceler boyu gayretlerin ve uykularını bölen dertlerin belki de daha yaşarken habercisiydi şehadetinin... Yazarak değil yaşayaraktı senin destanın. Mazlumların hesabını sormaya ayaklandın. Ayağa kalktın ve ayağa kaldırdın. Umutların tükendiği yerlere yeni umutlar taşıdın. Yeni mücadeleler ateşledin; yeni direnişler, yeniden dirilişler filizledin. Hakikate adadığın ömrünü noktalayan şehadetinle, hak yola adanmış yürekleri şehitlikten aşağısının paklamayacağının öğretmeni oldun. Gençliğini mücadeleyle yaşayanların hiç yaşlanmadığının öğretmeni oldun. Hayat boyu dertlenerek bedelini ödediğin şehadetin, ‘canını cennet karşılığında satma’nın mealiydi. İzzetli dertlenmelerin ölümsüzlüğünün öğretmeni oldun. Ölünden korktular üstad! Bir insanın ölüsünden bile korkulur mu? Neden korkulur bir insanın ölüsünden? Korktular... Mısır’da başlasa da Mısır’da bitmeyen hikâyenle öğrendik en şanlı yaşayışları daha da şahlandıracak ölümlerin var olduğunu.
Kahire şahit, Mısır şahit!
Müslüman kardeşlerin şahit! Ümmet şahit! Biz şahidiz!
Hep koştun, hep koşturdun... Öylece koştun şehadete... Öylece koştun cennete...


hasan el benna ile ilgili görsel sonucu
...

“Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz, Herkes kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur.” Prof. Dr. Necmettin Erbakan


Kendisi için değil kardeşi için yaşayanlar, kendini değil davasını önceleyenler, dertlerini davasıyla yüceltenler, hareket noktasını idealleri kılıp yola çıkanlar, bu yolda kardeş bildikleriyle çıkarsız paslaşanlar ve paylaşanlardır dava adamları... Dili kalbini destekleyen; zorlukla, engelle karşılaşınca vazgeçmeyen; bilakis mücadele azmini arttırıp ileri atılandır. Yaşamaya ve yaşatmaya sevdalı olan, fedakârlıklardan kaçmayan; zorluklardan korkmayan; koşturmalara, yorulmalara, uykusuzluklara talip olan...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Öğütler XXIX

  Sevgili oğlum, Henüz küçücükken sen, her şeyini ben yapayım isterdim. Seni kimseye bırakmayayım, her halini ben göreyim, ben hep yanında olayım... Ben koruyayım, ben kollayayım... Ben yeteyim, ben yetişeyim, ben yetiştireyim… Sana dair hiçbir anı kaçırmayayım. Düşününce, ‘oyuncağını uyurken bile yanından ayırmak istemeyen çocuk gibi’ belki. Sonra büyüdüm. Seninle büyüdüm ben de… Ve şimdi kız kardeşin büyüyor. Sen yürümeyi öğrenirken ben bırakmayı, sen konuşmayı öğrenirken ben susmayı, sen kendini bulurken ben yavaşça seni serbest bırakmayı öğrendim. Ve şimdi; ‘ben olmasam da yanınızda güzel insanlar olsun’ yanınızda istiyorum. Ben yanınızda olmasam da güvende olun. Ben kimim ki? Bazen ben yanınızda olsam bile koruyamam ki... Sevgili oğlum, çiçek kızım, Ben toprak olsam, siz güzel çiçeklerim; zamanla havaya, ışığa, gökyüzüne yöneleceksiniz. Topraktan bağımsız büyüyeceksiniz, yalnızca kökünüz kalacak bende. Ben bir koza olsam, siz mucize bir tırtıl; benden çıkıp kanatlanıp u...

Öğütler XXX

Rabbim yarattı ve ellerime verdi. Benim elimde büyüsün diye, Rabbim bana emanet etti. Elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım. Ve o gün bugündür elimden geleni yapıyorum. Elimden gelmeyen şeyler içinse yine ellerimi kullanıyorum; Rabbime açıyorum...  Ektiğim tohumlar filizlenmeden mevsim değişmesin istiyorum. Toprağa diktiklerim zamanından önce savrulmasın istiyorum rüzgârla. Şöyle bir büyüyüp serpilmeden kışa yakalanmasınlar istiyorum.  Biraz daha güneş görsün, biraz daha büyüsün, kendi gövdesini taşıyacak kadar güçlensin. Ama biliyorum; mevsimleri ben belirlemiyorum. Ben sadece elimden geleni yapıyorum, gerisini Rabbime bırakıyorum. Bazen bahçeye bir sera yapmak, etrafını şöyle güzelce sarıp sarmalamak da bahçıvanlığa dâhil…  Hep aynı; bir tarafta biraz kaygı biraz endişe biraz koruma isteği; diğer tarafta tevekkül, sabır, teslimiyet... Bir elim bırakıyor, bir elim hâlâ tutuyor. Bir taraftan yavaşça geri çekilmeyi deniyorum "Tamam" diyorum, "Vakti geldi, artık uçabilir...

Öğütler XXXI

Sevgili kızım, Düşün ki, sana yollar açmakla meşgulum. Sen usul usul gelirken, ön tekerleğin geçeceği yolları düzlemekle meşgulum. Senin adımlarının değeceği yollardaki engelleri kaldırmak için uğraşıyorum. Yağan karın altında hiç durmadan çalışan bir kar küreme aracı gibi belki... Senin ayakların üşümesin, sendelemesin diye. Etrafı temizleyeduruyorum bir yandan, Üzerine sıçramasın kötülükler diye...  Hayatın çamuru sana değmesin, karanlık seni ürkütmesin istiyorum. Yol açık olunca sen hızlıca yürürsün, koşa koşa ilerlersin diye düşünüyorum. Senin hızlıca yürüyüp, koşa koşa ilerleyebileceğin günleri düşlüyorum.  Siz bu yolu temiz ve sağlam adımlarla yürüdükçe, ben varmış hissedeceğim. Siz menzile yaklaştıkça, ben durduğum yerde sona ulaşacağım. Belki bir gün, siz de yollar açarsanız başkaları için; işte ben o zaman gerçekten vardığımı hissedeceğim.